Büyükada; Karşılaşmalar

Güncelleme tarihi: 6 Mar

Çok uzun süredir yazmıyordum bloğumda. Tekrar başlamak için, güzel, sıcak bir karşılaşmayı mı bekledim acaba? Neşeli, güzel şeyler aktarmayı.


“Oyun çocuk için en neşeli ve en ciddi iştir” dedim hep, ama aynı zamanda yetişkinlerin de oynamasını, oyunları, oyuncakları (özellikle tahtadan olanları) tanıması gerektiğini söyledim. Hatta topaçlarla, akıl-takıl oyunlarıyla ve yetişkinlerin de büyük keyifle oynadığını; “mış” gibi yapmayıp kendileri için oynadıklarını sürekli dile getirdim. Oyuncak yapmanın, üretmenin de bir oyun hali olduğunu da. "Beynin gübresidir" oyun, “Yetişkinlerin OYNAMAMASI yasaktır” dedim. Ve yetişkinlerin de oyuna katılmaları için o güzel, estetik, çok amaçlı tahta oyuncak ve oyunların davetkarlığının görülmesini istedim.



Çocukluğumda oynadığım oyuncaklara dair hafızamda kalan bir şey yok, ama oyunlar daha çok hatırımda. İlk çocuğum Günsel'in doğmasıyla da 32 yıl evvel oyun, oyuncak dünyasıyla tanıştım. Önce Avusturya’da, sonra Almanya’daki oyun, oyuncak dünyasını tanıdım, ama sadece bir anne olarak. Türkiye’ye yerleştiğimden beri ise özellikle son 20 yıldır oyunlar, oyuncakların tahtadan, doğal malzemeden olanları bir araştıran, merak eden, paylaşan, yaşan olarak hep hayatımın içindeydi, içinde kalacaklar.

----------------------------


O benim sevdiğim, önemsediğim bazısı da eğitim aracı olarak nitelendirilen oyun malzemelerinin yaşamımızdaki etkisini aktarabilmek için farklı yolların olduğunu görüyorum. 2008 yılında kurmuş olduğum Gel Oyna da ve ondan sonra geliştirdiğim T-istasyonu da bunun bir aracı.


Oyunun kendiliğindenliği, oyuncakların davetkarlığı ile birlikte bazı güzel karşılaşmalar da gerçekleşiyor.

T-istasyonu karşılaşmalarında ise T ile başlayan kelimeler arasında köprü kuruluyor.

"Proje değil" hayatın içinde olması gereken bir gerçeklik bana göre T-istasyonu verdiğim oyun, sanat ve zanaati de araç ederek temas, karşılaşma alanları. Ben de sürekli oynatmaya, üretmeye teşvik etmeye çalışan bir tahta toyuncakçı teyzeyim.


Tek başına, Topluca (together) ve Takılarak öğreniyoruz derken, çocukların Takip ederek, Tutarak, test ederek, taklit ve tekrar ederek öğrendiğini de anlatmaya çalışıyorum.


Ama bir süredir özellikle K harfi ile başlayan kelimeleri de kullanarak hiç planlanmadan, tesadüfen karşılaşma alanlarının önemini de yine uygulamalarla göstermek çabasındayım.


Bir eski Büyükadalı olarak (4. Nesil) aynı zamanda otomobillerin olmadığı bir Ada’nın keyfini sürmüştüm yıllarca. Ana karada (İstanbul derdik hep biz, İstanbul’a iniyoruz, Ada’ya çıkıyoruz derdik hep - ise çok yoğun bir şekilde bir toplu taşıma aracı kullanıcısı olarak, toplu taşımada, iskelelerde, istasyonlarda, karşılaşmaları ve kamusal alandaki karşılaşmaları önemsemişimdir, randevulu buluşmalardan çok karşılaşmaları. Her kesimden, her yaş grubundan insanların çoğu zaman tesadüfen karşılaşmalarını. Ada vapurlarında ise bu çok sık gerçekleşir, ama aynı zamanda Ada sokaklarında, ortak kullanım alanlarında, kamusal alan da diyebiliriz bu alanların çoğuna.




Büyükada Yüksek kahve de saat meydanının karşısında genelde Adalıların gittikleri bir karşılaşma alanı, tarihi bir mekandır. Yüksekkahvenin karşısındaki minik dükkanda önce kısa bir süre Büyükada Rum okulunda Türkçe öğretmenliği de yapmış aslen matematik öğretmeni olan annem Dürrüşehvar Ünsal , ben çok küçükken bir dönem yazları Büyükada’da oyuncakçılık yapmıştı, az da olsa hatırlıyorum. Ardından da aynı dükkanda daha da sonra el yapımı ayakkabıların satışını gerçekleştirmişti, kendi yaptığı makrame kemerleri, çantaları, saksılıkları da.


Geometrik şekillerin esas alındığı tahta oyuncağa, onun tasarımına ve, yapımına, zanaate önem verip bu işlerle uğraşmamda da eğitimde birçok şeyi araştırıp, deşmemde de annemin etkisi büyüktür.


13. şubat 2022- bir Pazar günü Bu sefer “Hatıralarımla Büyükada” kitabının yazarı sevgili Viktor Albukrek ile Büyükada’yı – İstanbul’u oyun ve oyuncaklarla ele aldık Yüksekkahve’de. Çocukluğunu çok iyi hatırlayan, 5 yaşında oyuncak yapmaya başlayan, hiçbir zaman oyuncak satın almayan Viktor bey ile, çocukluk anılarımıza döndük hep birlikte. Ne kadar çok ortak yönlerimiz olduğunu da keşfettik. 75 dakika telefonda konuşmuşuz Büyükada’daki karşılaşmamızdan bir gün önce. (Her ikimiz de Ana kara İstanbul'dan Büyükada'ya gittiğimiz için buluşmalı karşılaşma oldu)





2005 yılında bir başka Viktor ile, Buğday Ekolojik yaşamı destekleme derneğinin kurucusu ve başkanı rahmetli Viktor Ananias’ın da olduğu bir derneği hayata geçirmiştik. Oyun, sanat ve zanaat çerçevesinde mahallelerde ortak kullanım, karşılaşma alanlarının olması da hedeflerimiz arasındaydı Oyun, Sanat ve Zanaat derneğiyle. Victor özellikle "zanaat" kelimesini çok beğenirdi. Uzmanlık yerine de ustalığı çok daha önemli bulurdu.

Oyunların , oyuncakların da yaşama taşınması ise ilk olarak 2002 de ekolojik fuarlarla başladı ve ardından ekolojik pazarlarla ve Gel Oyna ile devam etti. Ve T-istasyonu ile…

Topaç, topraktan, tahtadan, tenekeden, teknoloji ile tablet, telefon derken, uzunca bir T ile başlayan kelimeleri araç (taşıt) olarak kullandığımız farklı istasyonlarda uygulamalar dizisi oluştu. Yakında Topaç Topi’nin turu ve Tarife teyze li oyunlu, uygulamalı ve dinlemeli kitabım da çıkacak, o zaman sanırım daha kolay olur bildiklerimi, tecrübelerimi anlatabilmek.


Viktor Albukrek bana imzalanmış kitabını hediye ederken, aynı zamanda çok güzel, sevimli, neşeli bir ayraç da hediye etmişti. Ben de hem dosya editörlüğünü yaptığım hem de birçok yazımın ve yapmış olduğum söyleşilerin de olduğu Alternatif Eğitim dergi/kitabının Oyun-oyuncak sayısını hediye ettim.



Büyükada’daki karşılaşmalar; sık kullanılan kelimeler:


Karşılaşmalar için, oyun için “proje” mi gerekli midir?

Ya da yapmak istediklerimiz, hayallerimiz, bir proje mi olmalıdır? Adalar ve faytonlar ile ilgili de "proje değil gerçekçi hayaller" diye yazmıştım bu blogda. Orada da kanımca nelere ihtiyaç olduğunu detaylandırmış, gerçekçi hayallerin projelere sığamayacağını belirtip, öneriler, "hayallerimizi birlikte kanatlandıralım" istemiştim, hem Adalılar hem de Adalar hakkında karar verenler ile birlikte.


“etkinlik”,“Proje”, “sosyal sorumluluk” kelimelerinin içeriğine baktığımızda belki de kolaya kaçıldığından böyle deniyor. Zamana, kişiye, kuruma göre şekillenen, yaşama gerçek anlamda taşınması zor oluyor yaptıklarımız proje ve sosyal sorumluluk kapsamında değerlendirildiğinde. Etkinlik ise belirli bir zaman dilimine sığdırılıyor. Oysa oynama, tanıma, keşfetme hali her yerde ve her zaman olmalı.


Günümüzde oyuncak mağazalarında kapalı kutularda duran oyuncakları tanımanın tek yolu ise satın almak oluyor. Ben oyunları, oyuncakları da tanıtırken açıkçası satış, pazarlama niyetiyle göstermeyi hiç mi hiç beceremem, ve böyle bir şey yapmaktan utanır, çekinirim. Bir taraftan da oyuncağı, oyunu, etkinliği tanıtırken çok uzun konuşabilir, tutup oynanması için teşvik edebilirim, zaten oyunun oyuncağın kendisi dokunmaya, kurcalanmaya, oynanmaya davet eder. Bir oyun, oyuncaktan maksimum fayda elde edilsin isterim.


Çocukların gelişiminde eğitim kurumlarının, öğretmenlerin sorumluluğu büyük, ama aynı zamanda oyun-oyuncak satanların da; çocuğa en faydalı oyuncak ve oyunları,oynama-keşfetme malzemelerini, mümkünse kullanma şekillerini, fonksiyonelliğini anlatarak sunmaları önemli. Tabii bunlar yetişkinlere gösterilmeli ki çocuklarının kendi başlarına keşfettikleri dışında, neler yapılabileceğini görsünler. Ama maalesef hep tek tip yönergeli oyuncak ve oyunlarla karşılaşıyoruz.

Hem çocukların hem de çocukları, torunları olan yetişkinlerin, çocuklarla çalışanların ve tabii birçok ilgili meraklı insanın zengin tahta oyuncak dünyasını tanımasını, keşfetmesini isterdim, takılma garantisi verebilirim, ama keyif alacağınız bir takılma garantisi.



İnsan tanıdığını, bildiğini, tuttuğunu, yaptığını, kurcaladığını ve oynadığını çok daha kolay yaşama taşır. Yetişkinler de oyunu, oyuncağı çocukluktaki dünyalarını tanırken bir taraftan da katılımcı, kollektif olunabilecek ortamlar oluşur. Herkesin çocukluğuna, oynamış ve biriktirmiş olduğu oyuncaklarına, koleksiyonlarına, yaşanmışlıklarına, tecrübelerine dair paylaşacakları şeyler vardır mutlaka.



Herkesin farklı şekilde işin ucundan tuttuğu, katılımının da kazanımının da olduğu ortamlar oluşuverir bazen plansız, programsız.

Oyunlar, oyuncaklar, sokakta, doğada bulduğumuz taş, toprak ya da birçok atılmış malzeme de keşfetme haline eşlik eder üretirken, oynarken; etkileşime ve öğrenmeye.


Diyorum ki;

Şayet keşfetme halinin çok farklı ortamlarda, ama mümkün olduğunca BİRLİKTELİK ile gerçekleştirileceğini tam olarak kavrarsak, özellikle mahallelerde, insanların sıklıkla karşılaştığı alanlarda öğrenmenin nasıl kendiliğinden gerçekleştiğini de görürüz.

"Proje" altında sunulanın değil, ihtiyaçlar doğrultusunda bütüncül bir duruşla ortak potansiyelin ortak faydaya dönüşmesine de faydalı olur oyun ve oyuncaklarla birliktelik.


K lı Karşılaşmalar’a devam:


Nasıl karşılaşmalar?:

Köyde, kasabada, Kentte konu komşunun, çocukların karşılaşmaları, ortak kullanım alanlarında buluşmalar; oyunun ve sanatın, hatta üretmenin kendiliğindenliğini kullanarak, kimi zaman seyrederek, kimi zamanda kısa süreyle katılarak, toplumun her kesiminden insanın kamusal alanlarda karşılaşması.

Kahvede, Kıraathanede karşılaşmalar, buluşmalar.. Hepsinin ne kadar kıymetli olduğunu esasında böyle karşılaşma alanları çocukluğumuzla, gençliğimizle karşılaştırıldığında azaldığı için daha iyi anlıyoruz, özellikle "akran yerine ekran" a kilitlenen çocukları da gördükçe, maalesef çocukların birbirlerinden de kendi doğalarından da uzaklaştığını görüyoruz.


Ya Toplu Taşıma?

İstanbul Şehir hatları vapurlarına oyun alanları yaptığımızda şöyle demiştim:


Kamudaki Ortak Kullanım Alanlarının, mekanlarının, toplu taşıma araçların dahil, konforlu, keyifli, eğitici, çok fonksiyonel ve nitelikli olması ile birlikte ,mümkün olduğu kadar fazla kişiyi toplu taşıma kullanmaya sevk etmek, tabii bunun için aynı zamanda doğru güzergahlarda toplu taşıma araçları olmasını sağlamak gerekli.

Kaynakları verimli kullanmak, esin kaynakları gösterirken kültürel mirası korumak, doğayı korumak.

İnsan tanıdığını, bildiğini korur.

Toplu taşıma araçları, istasyonlar, vapur iskeleleri aynı zamanda insanların karşılaştığı, birbirleriyle temas ettiği yerlerdir.


Oynamak, üretmek, katılmak için projelere, etkinliklere gerçekten ihtiyaç var mı? Neden 3-5 kişi biraraya gelip oynayıp, üretip, başkalarının da katılımını sağlayamıyoruz?

2003 yılında mahalledeki annelerin de katkısıyla , masraflarını bölüştüğümüz karşılaşma alanı olan tahta oyuncaklar, malzemeler dolu bir oyunevi kurmuştum Kavacık’da, bulunduğum sitedeki çocuklar (kendi küçük kızım Selin dahil) mahalledeki çocuklar da geliyordu.


Ve sonra bu gibi karşılaşma alanlarında yapılmak istenenleri, Oyun, sanat ve zanaat derneği ile hayata geçirmeye çalıştık, dernek sonradan maalesef kapandı. 2005 yılında derneği kurduğumuzda söylediğimiz gibi hala ve hep;


“Oyunu araç ediyor,

Sanatla zanaati yakınlaştırıyoruz,

Doğayı, doğalı öğreniyor, öğretiyor ve yaşamımıza taşıyoruz.”




Reform pedagojisi diye de adlandırılan, literatürde "alternatif eğitim" diye bilinen öğrenme yollarından da yararlanıyorduk.

Kendi Başıma Keşfetmeme yardım et ki gelişeyim, geliştireyim (Kendi başıma yapmama yardım et:Maria Montessori) , Katılımcı, Kooperatif olmak ihtiyacımız, katmak ve katma değer oluşturmak isteğimiz (tahta oyuncak yapımı örneği, katma değeri ve kullanım değeri yüksek, aynı zamanda ilerim dönüşüm oyuncakları)


Çocuklarımızın da birbiriyle yarışarak değil, birlikte co-kreatif yani birlikte yaratıcı, üretken olmalarını diliyoruz.

Deniz kıyıları, kaldırımlar, parklar… karşılaşma alanları..

Büyükada'da ve birçok yerde, kendi adacıklarımızdan çıkıp da birlikte yapmanın, üretmenin bir aracı olabilir mi oyun ve oyuncak?


Dilerim ki;

Büyükada’daki oyunla, oyuncakla karşılaşma alanlarımız çoğalır, çeşitlenir. Başka ortak kullanım alanlarıkatılanlar çoğalıp çeşitlensin; oyunla, neşeyle, renklilikle , her zaman, her yerde güzel işler yapıp, yaşama taşımanın sorumluluğu ve anlamı ile..


Not:

Victor Albukrek, Büyükadalılık, çocukluk ile ilgili o güzel karşılaşmanın videosu: https://www.youtube.com/watch?v=AXSJUUv-nZk


Ama sadece izlemek değil, katılmak, dokunmak, oynamak lazım. Tahta oyuncak gibi iyi şeyler ise bulaşıcı olsun.

Şule Şenol 23.2.2022



İlgili yazılar ve linkler:

https://www.sulesenol.com/post/theo-hasselo-tahta-oyuncak%C3%A7%C4%B1-dede

https://www.sulesenol.com/post/proje-de%C4%9Fil-ger%C3%A7ek%C3%A7i-hayaller

https://www.t-istasyonu.com/

https://www.sulesenol.com/post/annem

https://www.sulesenol.com/post/%C3%A7ocuklu%C4%9Fu-toparlamak

https://www.ntv.com.tr/turkiye/tahta-oyuncaklar-da-uzgun,miXhAX7C3Ei17Rdvy64JYQ

https://www.geloyna.com.tr/cocugun-isi-oyun/




179 görüntüleme1 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Annem