Annem

En son güncellendiği tarih: May 10

Bu yazı annem ölmeden 2 hafta önce yazılmıştır.


Annem- Dürrüşehvar Ünsal

23.5.2015 ANNEM, Dürrüşehvar Ünsal Sevgili annem, İçeride hasta yatağında yatıyorsun. Seni anlatıyorum, başkalarına, seni dinliyorum başkalarından. Az önce komşun geldi, uzun boylu kapı komşun, daha sonra da Melike’n, ablam.

Hastalığının  özellikle  son 6 ayında bana tam anlamıyla “öğretmen” oldun,öğrendim çünkü  -hayata, insanlara dair birçok şeyi yine senden, güçlendiğimi hissettirdin bana. 

Senin bir taraftan Alzheimer ile muhakeme yeteneğin azalırken, benimki de arttı diyebilirim. Senin yanında çok daha fazla olmam gerektiğini son dönemde anladım  annem. Sen o kadar benim yanımda olmuştun ki oysa.

Anne sevgisini ise anne olunca anladım, anneye olan sevgiyi, annenin çocuklarına sevgisini de Süha ve Semih ile, onların annelerine olan , annelerinin onlara olan ilgisi ile. Onların soyadını, babamdan geçen Ünsal soyadından çok Şenol soyadını taşımaktan gurur duydum.”Şenol” olarak  şen olmaya çalıştım  hep, öyle olmaya çalışırken  o “şen” olma hali üstüme yapıştı.  Sen ise Ünsal soyadında kaldın, babamdan boşanmadın, babamla ilgili yaşadığın birçok şeye rağmen, çocukların anne-baba ayrı   büyüsün istemedin, çünkü sen anne—baba ayrı büyümüştün, ve babamı çok  sevdin.

Kendimi sana benzetiyorum,senin son döneminde olan  dalgınlık, dağınıklık bende da var, hem de çok fazla. Ama senden çok güzel özelliklerini de almışım. Ve hep o  çok umutlu  olma ve umut verme halini mesela. Öğretmenliği meslek olarak değil ama yine de bildiğim, gördüğüm, tecrübe ettiğim güzel şeyleri, düşünceleri paylaşarak yapmaya çalışıyorum.Bana da “hocam “ diyorlar annem, iyi hissediyorum kendimi. Aklıma sen geliyorsun, araba kulanman örneğin, sanırım Istanbul’un  ilk kadın sürücüleri arasındasındır, çoluk çocuk bizi toplar sinemaya götürürdün. Etiler’deki evimizde ben sürekli sokaktaydım, diğer mahalledeki çocuklar gibi. Senin de arada çıkıp bizle voleybol oynadığını anımsıyorum, matematik öğretmeni olduğun için de her zaman bize yardımcı olmaya çalışıyordun.

Senin bir özelliğin de  “verici, yardım edici, dinleyici” halini hemen belli etmendi. Çok kişiye ders verdin, çok kişiyi dışarıdan mezun ettin, çok kişiye esin kaynağı oldun, özellikle yoksul çocuk ve gençleri aradın buldun, öğrettin, yetiştirdin, hiçbir maddi kazancın olmadı bunlardan. Sen çok seven bir insandın annem, her canlıyı çok seven.  Çiçeklerine nasıl baktığını  biliyorum, onlar aynı zamanda senin sevginle besleniyorlardı, hele şu kedilerin,  Garip’in, Pamuk’un…Bir  ara 7-8 kedi vardı evinde, bir de tabii sokak kedilerine bakıyordun.  Bir de onlara da, hasta olan başka kimselere de alternatif tedavi yöntemleri uyguluyordun, tavsiye ediyordun,  ilk İsveç şurubunu, kombu çayını senden duymuştum, ve bol bol dua ediyordun.  Hastalıklara çare bulayım derken, belki de bize pek hissettirmediğin yalnızlığından, inancın önemini keşfetmiştin namaza da başlamıştın, ve beş vakit namazını kılıyordun, çok inançlıydın, ama namaz kılsan da ortama uygun olması  için sek rakını da içebiliyordun.

Hep umut doluydun, her işten güzel sonuçlar çıkarabiliyordun..Televizyonda karaciğer nakli için bağışçı arayan birini görünce, Yıldız abla’yı arayıp  “ben versem” dediğini  anlattı seni çok seven Yıldız abla.  O derece vericiydin.Bana, seni tanıyanlara gençliğine, çocukluğuna dair çok şey anlatıyordun. Çok  zayıfmışsın örneğin ilkokuldayken, mahalledeki senden büyük bir çocukla okuluna yürürken, rüzgardan kaldırımdan bahçeye uçmuşsun. Bir de okuldaki kızların senin için zayıflığından dolayı “mezar kaçkını” dediğini duymuşsun, çok ağlamışsın. Ama bacakların çok güzelmiş, iki ay öncesine kadar hala çok güzellerdi. Öğrencileriden de duydum  çok şık giyindiğini, bacak bacak üstüne atıp ders anlatışını, iyi öğretmenliğini, iyi insanlığını. ” Güzel kızlara bir not fazla veriyorum” derdin bize de talebelerine de. O da bir taktikti belki de, kızlar güzel görünmek için çaba harcarlardı herhalde, onları motive ederdin.

Türkan Şoray senin taleben olmuştu, sinemaya başlarken sana danışan kişi. Türkan Şoray’ın yazdığı kitapta  Türkan Şoray ilkokulunun açılışında temel atma töreninde senin de resmin var. Herkes bilirdi senin Türkan Şoray’ın öğretmeni olduğunu, hep anlatırdın, birçok kıymetli insan yetiştirmiştin, onların bazılarını tanıma şansım oldu.İlkokulda Hasan Ali Yücel ilkokuluna gitmiştim.5. sınıfta ilkokul öğretmenimiz  vefat etti. O dönem sen hazırladın beni ilkokul bitirme ve ortaokul  sınavlarına. Avusturya lisesine girdim.

Kabiliyetime inandın, resim dersi aldırmıştın , resim öğretmenim de ölünce resmi bıraktım 13 yaşında, hiç israr etmedin, zorlamadın. Bana hep maddi, manevi destek verdin ihtiyacım olduğunda. Beni zaten hiçbirşeye zorlamadın, ama benim bir şeyleri yapabilmem için, yaptığım şeyin de doğru olduğuna inanmam için yardımcı oldun. Büyükada’da oturuyormuşsunuz  yaz kış ben doğmadan önce. Sen sabahın karanlığında  kalkıp  vapura  binip Fatih Kız  Lisesine vapurla sonra kara taşıtları ile  gidermişsin. Geç kalınca beklermiş seni kaptan. Çok sevdiğin arkadaşların olmuştu orada. Bir dönem Rum ilkokulunda Türkçe öğretmenliği de yapmıştın. Anlatırdın bana Rumların  adada olduğu dönemi, ne güzel zamanlar geçirdiğinizi. Çok kültürlülüğü, temeldekini ıskalamadığımız taktirde  farklı renklerin, farklı düşünce yapılarının  birlikteliğine de inanmam, adada geçen çocukluğumdan ve çocuklarımın babası  Süha'dan öğrendiklerimden dolayıdır, ve tabii senden.

Başkalarının derdini dert ederdin, bizlere üzülmüştün erken yaşta damadın, benim hayat arkadaşım, çocuklarım hastalanıp, aramızdan ayrılınca. Birkaç ay sonra da senin alzheimer olduğun ortaya çıktı. Her türlü insana sıcak davranır, samimi olabilirdin, insanları birbirlerine tanıştırır, kaynaştırır, birine başkasından söz ederken o söz ettiğin kişinin en güzel yönlerini anlatırdın.

Kalbin temizdi çok, ve karşındakinin de kalbinin temiz olduğuna inanırdın, kimsenin sana zarar verebileceğini düşünmezdin. Ve hayatında çok güzel insanlarla karşılaştın, sana hastalığın döneminde  bakanlar kendi anneleri gibi   sevdiler hep seni.

Enerji doluydun. Kışları öğretmenlik, yazları ise önce kırtasiyecilik, oyuncakçılık yapmıştın Büyükada'da ve daha sonra da ablamın adını taşıyan Melike kundura ile el yapımı, hatta senin tasarlamış olduğun ayakkabıları satmıştın, dükkanında çalışan gençlerle. Onlara da  hep güzel örnek oldun, yol açtın. Belki senden geçmiştir, el yapımına, zanaatkarlığa önem vermem. Bir de makrame yapardın, makrameden kemerler , saksılıklar yapıyordun. Ve bol bol örüyordun, bize, torunlarına.

Tahtada öğrencilerine  ders anlatırken özellikle hata yapıp onların seni iyi takip edip etmediklerini test edermişsin, ne güzel bir  uygulama. Hani benim şu T lerle   öğrenmeyi anlatışım var ya, çocuklar takip ediyor, tutuyor, test ediyor, taklit  ediyor demem., onda da biraz bu var.  Ve dokunmak “touch”  ….en önemli şey, senle birlikte öğrendiğim. Dokunmak, temas… Sana dokunabiliyorum halen annem.   Ve teşekkür etmek istiyorum sana..  Hastanede  Türkçe konuşan hemşirelere, doktorlara dokunduğun, hatta İngilizce senin de teşekkür ettiğin gibi                        Teşekkür   , Thank you tatlı kadın, tatlı insan Not: Annemle beni anlamasa da halen konuşuyorum, ne mutlu ki 89 yaşına gelmiş bir annem var. Birkaç gün önce henüz 45 yaşındayken arkasında arkadaşım karısı Esra’yı, çocuklarını, annesini, kardeşini, tüm sevenlerini bırakan komşum Daniş Gökçen, ve yine çok genç hayatını kaybeden bugün ölüm yıldönümü olan arkadaşım Müge Öztürk’ün kocası Mehmet Öztürk’ü rahmetle anıyorum.  Sanırdım ki, hep çocukların, gençlerin anne-babaları öldüğünde, veya ölüme yaklaştığında onlar bundan en çok etkilenir, benim aklımın, düşüncelerimin bu kadar annemde olacağını düşünmezdim. Erken yaşta anne, babalarını  kaybettiler Derin, Zeren, Selin, Günsel, Maral, Necip, Öykü, Elif, Esat, Eda, Ilgaz, Zeynep.. Ne mutlu annem vardı bu yaşıma kadar, ve  hala var bu hayatta. Dualarınız, iyi dilekleriniz için teşekkürler.


Annem benim doğum günüm, Türkiye'de genel seçimlerin olduğu 7 haziranın bitiminden 1 saat sonra-Alzheimer hastalığının sonucunda yanımda hayata gözlerini yumdu. Alzheimer hastalığı süresince annemin tedavisine dair bazı kararlar almak zorunda kaldığım olmuştur.

_ -------------------------

TOPİ-3 ve ANNEMLE DİYALOG

Topaç Topi benim hazırladığım, henüz seslendirilmemiş bir sesli kitap. T-istasyonu adını verdiğim oyunun, alternatif bir öğrenme yolunun bir parçası. Diyaloglardan oluşuyor. Kahramanlarımız 2 farklı topaç, biri yeni nesil, diğeri ise eski, nostaljik… Tarihte hazırlanmış bu sesli kitaplarda Alternatif eğitim metodlarından Waldorf pedagojisinden de esinlenildi.

Waldorf pedagojisinde 7 yıllık dönemler var. Topaç Topi’nin Turu ise önemli yıldönümlerinde 1 gün içerisinde yazılmış diyaloglardan oluşuyor. Hikayelerde eski nesil bilge topaç Topi ile yeni nesil topaç Beyblade’in diyaloğu var. Topaç Topi 3 ayrı sesli kitap metninden oluşuyor. İlkinde yeni nesil topaç 7, daha sonra 14 ve en sonunda ise 21 yaşında.

T-istasyonunu da turlayan Topaç Topi’yi “Oyunu, sanatı, zanaati, tahta oyuncağı” insanların kültürler, nesiller arası iletişiminde ve bunun tarihsel yolculuğunda sürdürülebilir bir alternatif öğrenme, paylaşma, aracı olarak kullandım. İlk Topaç Topi’nin turu 5 yıl önce yazıldı 3 şubatta kızım Selin Şenol’un 13.doğum gününde. T-istasyonunu da gezdiren bir sesli kitaptı, dokunulacak 7 parçalık bir tahta oyuncağın eşlik ettiği. Ve o zaman Topaç Topi ile konuşan Beyblade ise 7 yaşında bir topaçtı.

2014 mayıs sonunda yazılan Topaç Topi’nin Turu- 2 de ise tarihsel bir tur var T ile başlayan kelimelerle, yine bir yıldönümünde. (İstanbul’un fethinin yıldönümü, ve Gezi Direnişi nin yıldönümü) Beyblade Topiş’ e dönmüştür ve 14 yaşındadır.

Bu Topaç Topi’nin Turu ise yine önemli günlerden birinde yazılmıştır. . Ve Topiş 21 yaşına gelmiştir.

------------------------

Topi ile Topiş uzun yıllardan sonra karşılaşırlar. Bir yıldır birbirlerini görmemişlerdir. O zaman 14 yaşında olan Topiş 7 yaş birden atlayarak 21 yaşına gelmiştir. Topi ise yaşını çoktan unutmuştur.

Topiş: Seni gördüğüme ne kadar sevindiğimi bilemezsin Topi.

Topi: Ben de öyle. Nasılsın nereye gidiyorsun böyle?

Topiş. Topaç şenliğine tabii, büyük küçük parkta topaç oynanacak. Müzik de olacak. Farklı tonlar, tınılar,gel keyfim gel.

Topi. Topişciğim, artık ben çok eskidim, yaşlandım, görüyorsun halimi, kendimi tekrar güzelleştirmek , birilerine beğendirmek için de çaba sarf etmek istemiyorum. Bir de artık yerimde yuvamda bu kadar senelik yaşamıma veda etmek istiyorum. Biliyorsun çocuklar cıvıl cıvıl şeyleri seviyorlar, benim gibi eski püsküleri istemezler.

Topiş: Yapma böyle Topi. Sen bir klasiksin, o diğer eski topaçlar gibi değil. Seni müzeye falan götürürler belki birileri, orada seni gösterirler.

Topi: Neyimi görsünler ki. Benim gibi milyonlarcası var, hem de çok yenileri, güzelleri. Ben geldiğim yere dönmek istiyorum.

Topiş: Ne demek yani? Ağaç mı olacaksın?

Topi: Belki de. Bak canlılar öldüğünde kurda kuşa yem oluyorlar mesela. Ben de bir işe yararım herhalde toprağın altında.

Topiş: Toprağın altındakini bilmem ama toprağın üstünde çok işe yaradın. Herşeyden önce bana benim kim olduğumu öğrettin, sonra insan emeğine değer vermeyi, benim en önemli öğretmenim sen oldun. Benim gibi kimbilir senin kaç taleben olmuştur.

Topi: Sen benim en sevdiğim talebemsin. Bunları senden duymak çok güzel. Ne mutlu ki sana bunları yaşatmışım, sen de bunu daha yenilerine aktarırsın.

Topiş: Ama 7 haziranda benim doğum günüm. Ayrıca bugün İstanbul’un kurtuluşunun yıldönümü. Sonra geçen sene de zaten bu zamanlarda bana çok önemli şeyler anlatmıştın, tarihimize dair. (29- 31 mayıs) Benimle benim doğumgünümü kutlamayacak mısın? Hem de bu yıl 7 haziranda Türkiye’de seçimler var, çok önemli bir gün.

Topi; Ben çok yoruldum, çok eskidim Topiş. Doğumgününde zaten, bu yaşlı hasta halimle sizleri de üzmek istemem. Ben artık veda etmek istiyorum bu yaşama..

Topiş. Ama…olur mu öyle şey? Ne çabuk pes ediyorsun.

Topi: Çoktandır zaten birçok şeyi göremiyor, duyamıyor,anlayamıyorum, ancak bana dokunulunca hissedebiliyorum. Bakma bugün senle böyle konuştuğuma, sana son olarak bazı tavsiyelerde bulunurum diye düşündüm.

Topiş: Üzülüyorum ama ben şimdi. Senin için ne yapabilirim pekiyi?

Topi: Karar ver Topiş, kendi iyiliğin için de karar ver, başkalarının iyiliğini de düşün, dokun insanlara bana da dokunduğun gibi, hep öğren, keşfet, güzel ve faydalı şeyleri. Kurcala bir çocuk gibi, öğrendiğini derinlemesine kurcala ve bildiğin, tecrübe ettiğini paylaş. Kararlarından pişmanlık duyma, yanlış verilen kararlardan bile öğrenirsin. Üzüntülerinden de hep öğrenecek bir şeyler çıkar.

Ümitli ol, umudunu kaybetme. Zorda olanın, ezilenin, mağdur olanın yanında ol.

Sana bir sırrımı da vereyim ayrıca, beni kendine niye bu kadar yakın hissediyorsun, onu söyleyeyim.

Veya sen bunu tahmin et.. Baban, annen, düşün bakalım eski karşılaşmalarımızı da. Benim hangi söylediklerimden etkinlendin? Yine bir T-li oyun oynayalım. Tahmin oyunu oyna mesela ve oyunda , neşeli ol. Oyun en ciddi iştir bunu da unutma. Ciddi ama aynı zamanda şen ol, başkalarına da oyunlar oynat, üret. Belki günün birinde ün salar oyunlar, ehh o zaman benim gibi eskileri sadece müzedeki vitrinin arkasından değil, düşüncelerinde, yeni hikayelerinde hisseder, görürler her yaşta çocuklar ve çocuk kalanlar.

Kısa kesmek zorundayım, çünkü uzadıkça hem ben, hem sen duygulanıyoruz.


Not: Şule Şenol’un(şen-ol) annesi matematik öğretmeni 89 yaşındaki Dürrüşehvar Ünsal’(ün-sal)dır. Ve Alzheimer hastalığının son günlerini evde yaşıyordur.

Ve Şule Şenol’un doğumgünü 7 Haziran’ı geçirdikten sonra o gece Şule yanındayken bu yaşamdan ayrılmıştır. 8 Haziran 2015

Şule annesinin durumu ile ilgili birçok defa karar vermek durumunda kalmıştır.


0 görüntüleme

© 2023 by Gel Oyna