Çocukluğu toparlamak

En son güncellendiği tarih: 11 Nis 2018

Toplamak, toparlanmak, topluca…

“Top”la başlayan birkaç kelime ilk bakışta, elle tutamadığımız..

Şimdi bir de gözümüzü kapatalım..Aynı kelimeleri tekrar söyleyelim, buna mesela topuk, topaç, toplantı gibi kelimeler de ilave edebiliriz.

Bir yuvarlaklık, çember, birlikte, ortak hareket hali geliyor ben gözümü kapayınca, zaten kelimeler de top ile başlıyor, yuvarlak top, yuvarlanan top, hareket halindeki top..

Bu kitapta ben T harfi ile başlayan biri çok kelimenin neleri anlatabileceğini , insana nasıl harekete geçireceğini göstermek istiyorum.

Ayrıca yazdığım, söylediğim, anlattığım, oynattığım, düşünüp aktaramadıklarımı, ya da tek tek bölük pörçük paylaştıkları toparlamak istiyorum.

Bu kitap belki natamam bir kitap olacak, kitabı topluca tamamlayacağız, ya da hiç tamamlanmayacak, farklılarını türeteceğiz.

Kitaptaki toys(oyuncaklar) ve tools (araçlar) dan, T li dünyadan esinleneceğinizi, faydalanacağınızı, yaşamınıza, yaşamlara taşıyacağınızı umuyorum.

T lere takıntılı toyuncakçı teyze

Şule Şenol

T lere takmadan önce ben…

Tuluğ Ünsal ve Dürrüşehvar Ünsal’ın kızı olarak İstanbul’da doğmuştum.

İlkokulu Etiler’de Hasan Ali Yücel ilkokulunda bitirdim..

Annem Dürrüşehvar Ünsal matematik öğretmeniydi. Çok iyi bir gözlemciydi.

Ablama resim dersi aldırırken Büyükada’daki evimizin bahçesinde annem benim tebeşirle yere çok düzgün seksek oyununun geometrik şekillerini yaptığımı görmüş ve 5 yaşındayken resim dersi aldırmaya başlamış.

Resim öğretmenim Kemal Zeren..Önce pastel boyayla, sonra yağlı boyayla resim yaptırmış bana..Resim yaptırmış diyorum, çünkü ben o zaman kendimi kaptırırcasına keyifli resim yaptığımı hatırlamıyorum. Hayalimden hiçbirşeyin resmini yaptığımı bilmiyorum, hep bir peyzaj, manzara, esinlenilen bir fotoğraf, resim ya da hep önümde duran objeler, ve portreler, evimizdeki hizmetkar Emine hanım, arkadaşım komşum Lerzan, Gülsüm ve kendi portrem, aynaya bakarak..

Renklerle erken tanıştım, hiç kara kalem çizim yapmadım, hep boyalar vardı elimde, özgürce mi boyadım “hayır”, özgürce mi boyamak istedim “hayır”, pekiyi niye hayır, çünkü benim de, ailemin de, öğretmenimin de beklentisi sanki resim yapma eylemi sonucunda güzel eserler (resimler) çıkarmamdı.

Yaptığım resimlere Kemal bey ufak rötüşlar atardı zaman zaman, bana da gösterirdi ne şekilde attığını, daha sonra rötüşlar azaldı… Ve 3. Sınıftan 4. Sınıfa geçtiğimde Büyükada’da Anadolu klubünde sadece benim resimlerimin olduğu sergi açıldı, ailem benle gurur duydu, mutlu oldu..

Benim için bunların anlamı var mıydı, çok da yoktu, daha güzel resim yapayım, resimlerim beğenilsin diye hırsım, gayretim pek olmadı, özellikle sokakta arkadaşlarım birlikte oynarken, benim Kemal öğretmenimle resim yapmam çok zor gelir, resmimi çabuk bitireyim de onların oyunlarına katılayım diye biraz da acele ederdim..

İlkokul 1. Ve 2. Sınıf öğretmenim Seher hanım çocukları döverdi, öğretmenden o zaman korkmaya başladım. 3. Sınıf Hacer hanım benim resimlerimi çok beğenirdi, iyi bir öğretmendi, emekli oldu. 4. Sınıf ve 5. Sınıfa geldiğimizde sınıf öğretmenim Gilman hanımdı, tek böbrekliydi, sıksık hastalandırdı. Ben sınıf başkanıydım, hastalandığı zaman tembih etmişti, okuldaki torununun sınıfının öğretmeninden yapılması gereken ödevleri alıp sınıfa getiriyorduk, birgün yine ben ve başkan yardımcısı Refika ile elimizde ödevler diğer sınıftan tek bizim sınıfa girerken sınıfa bizden önce giren başka bir 5. Sınıf öğretmeni ikimizin de suratına tokadı patlattı, bizim durumu anlatmamıza izin vermedi. Çok onur kırıcıydı, çok ağlamıştım, okula gitmek istememiştim ondan sonra, o öğretmenle karşılaşmak istememiştim. Annem gitti görüştü, bugün ismini hatırlayamadığım, o öğretmen özür diledi, ama ben çok korkmuştum. 5.sınıfta Gilman öğretmenin vefat ettiğini öğrendik sınıfça bir nisan günü, sanırım günlerden bir nisandı. Öğretmenimiz vefat etmişti, ve biz birçok çocuk onun evine gittik, niye bilmiyorum, çenenin bağlandığını ilk o zaman duydum.

Çocuk yaşlarında hatırladığım en önemli ölüm olayı ise, hizmetkar Emine hanım’ın kuması Hediye hanımın küçük oğlunun menenjitten ölümü idi. Oğullarının babası yoktu, büyük oğlu Darüşaffaka’ya gidiyordu, hemen hemen benim yaşımda idi, küçük ise benden birkaç yaş küçüktü. Ve çok kısa bir süre içinde hastalığa yenilmişti. Oğlu ölen bir anne feryadını ilk defa o zaman gördüm.

Emine hanım’ın kızı Feride ve oğlu Ali benden yaş olarak biraz büyüktüler. Ama benimle aynı sınıftaydılar. Dersleri pek iyi değildi. Özellikle Ali beşinci sınıftayken hala heceleyerek okurdu. Feride ile arkadaşlık ederdim ben genelde. Bir gün Feride’nin bir erkek tarafından kaçırıldığını öğrendik, daha doğrusu kendisi kaçmıştı. Ve Feride’ye tecavüz etti dediler, meğerse Feride de onu seviyormuş , ama yine de Feride küçük olduğu için o kişi hapise girmiş. İlkokul beşinci sınıftaydık henüz. Feride hamile kaldı, adam hapisten çıktı ve evlendiler,çocukları oldu, mutluydular birkaç sene sonra gördüğümde.

Tüm bu yaşananlar, aslında tam olarak o dönemin kafasıyla yorumladığımda “beklenmedik hadiseler” idi.

Sonradan öğrendiğime göre, o beklenmedik hadiseler travma olabiliyormuş. Bir de düşünün ki, hastalıkları, ölümleri, kavgaları, savaşları çocukluk yaşında çok yakınında hissedenleri..Annemle babamın anlaşamaması, kavgaları, uzaklıkları da benim çocukluğumu bugün benim iyi olarak anımsamamamın sebebidir.

Oysa çocukların mutlu anıları aklında kalır. Sevinçten heyecanlandıkları, keşfettiklerini, güzel yaşanmışlıkları devam ettirmek istercesine gayret ederler.

İşte biraz da bu yüzden oyunu bu kadar önemsemem, çocuklukla ilgili çok miktarda mutlu hatıralar vardır oyun içeren..Çocukluğumuzu oyunlar doldururken, nedendir bilmem oyun hep küçümsenir. Oyuna, çocuğa, çocukluğa birçok farklı yönden bakmak gerek. Topluca…Toparlanalım haydi.



9 görüntüleme

© 2023 by Gel Oyna