İlk Olmak, Tek olmak, Tutkulu olmak
- Şule Şenol Schule şen ol
- 27 Ara 2023
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 28 May
Epeydir bloğuma yazı yazmamıştım. Kendimi, ne yaptığımı, neyin peşinden gittiğimi, neleri kafama taktığımı zaman zaman paylaşmıştım. Ama sanki hepsi kopuk kopuktu, ve gerek yazılarımı okuyanlar, gerek videolarımı izleyenler, gerekse Gel oyna, T-istasyonunu takip edenler hep sadece bir tarafını görüyorlardı paylaştıklarımın.
En çok da “ahşap oyuncakçı teyze” oldum. Benim için oyun ve oyuncağın o güzel, faydalı tarafını anlatmak, tasarlamak, hatta kendi ellerimle de üretmek, türetmek, değiştirmek, dönüştürmek, bunu yaparken de türlü türlü faydalarını keşfetmek çok önemliydi. Ama bir taraftan da asıl uğraş verdiğim şey, başta çocuklar olmak üzere insanın gerçek ihtiyaçlarının görülmemesi durumuna takmış olmamdı, çocuğun, insanın nesneleştirilmesine karşı neler yapılabileceğini kurcalıyordum.
Daha çok küçük yaşlarda çocuklar belirli kalıplara, forma sokuluyordu, kişilerin, kurumların beklentileri ve çıkarları doğrultusunda büyüyordu çocuklar, çocukluklarını bile yaşayamıyorlardı ve bu her geçen gün daha vahim bir hal alıyordu.
Belki de bu yüzden ben de T-istasyonu adını verdiğim çalışma üzerine yoğunlaştım. Yaklaşık 12 yıldır oyun, oyuncak, pedagoji ile ilgili araştırdıklarımı uygulamalı olarak biraraya getiren T-istasyonunun içeriği ve arkasındaki düşünce biçiminin anlaşılması için çaba sarf etmekteyim.T-istasyonu bir metadolji, oyun, sanat ve zanaatin özellikle mahallelerde her yaştan her kesimden insanı biraraya getirmeyi amaçlıyor, ama aynı zamanda çantanızda taşıyacığınız, çocuklarla ve/yetişkinlerle karşılaştığınızda, hem oyun ve biraz sohbet sayesinde onların özellikle eğitime dair gerçek ihtiyaçlarını görmelerine vesile olacak çok önemli bir araç.
Daha önceki yazılarımda “Würdekompass- onur pusulası” hareketini de başlatan ünlü Alman sinirbilimci Prof. Gerald Hüther’den bahsetmiştim. Gerald Hüther’i yaklaşık 10 yıl önce internetteki videolarından, ve “Rettet das Spiel- Oyunu kurtarın” kitabı ile tanımıştım. Son 5 yıldır ise yüzlerce saatimi onun videoları, podcastleri, söyleşileri, kitapları, sesli kitapları ile geçirdim, tabii bunun dışında pedagoji, psikoloji, özellikle kitle psikolojisi ile ilgili yayınları takip ettim, çok okudum, çok yayın izledim, dinledim. (hemen hemen hepsi Almanca idi)
Ve şubat 2023 de başlayan Gerald Hüther'in kursuna katılıp kasım 2023 tamamladım.Kursun sonunda - ki bu kurs bildiğimiz koçluk sertifikalarından çok farklı kağıt üzerinde “Potentialentfaltungscoach- potansiyel geliştirme koçu” sertifikası sahibi oldum. Maalesef adeta bir sertifika cumhuriyeti haline gelmiş Türkiye'de, sertifikalara karşı biri olsam da , yıllardır Gerald Hüther'den öğrendiğimi iyice içselleştirmem için, Gerald tarafından ilk defa düzenlenen bu kursa katılmamın yapmak istediklerimi başarmam için, başkaları ile işbirliği, gönülbirliği yapmak için önemli olduğunu gördüm. Koçluk, mentörlük, potansiyel geliştirme denince genelde anlaşılanın dışında bir eğitim daha doğrusu paylaşım idi yapılan. Esasında artık bu değişen dünyada hem içinde çok sevgi ve iyilik , hem fayda sunabilen, onurlu, sağlam bir duruşa sahip olmak, ve kendimizde ve çevremizde (yakın ve uzak) dönüşüme sebep olan bir duruş için verilen bir eğitimdi , yaşamın her alanında ve her zaman faydalanabilecek. Öğrendiklerim nörobilime dayalı verilere, araştırmalara, kanıtlara da dayanıyordu. Almanca konuşulan ülkeler dışından (Norveç, Hollanda ve İsveç’den katılan Almanlar dışında) Türkiye’den katılan tek kişiydim.
Basel’da eğitimi tamamlayanların buluşmasına katıldığımda projelerini sunmak isteyenler var mı denince, ben de sahneye çıkıp 28 ekimde T-istasyonunu sundum, zaten T-istasyonu içeriği de Gerald Hüther'in nörobilim ışığında o IQ değil, weQ olma, co-creatif olma esasında kurulmuş idi. Ayrıca Gerald tırtıl ve kelebek metaforu üzerinden barış için “dönüşüm” ün gerekli olduğunu, bunu da bizler gibi o dönüşüm için çaba sarf eden, edeceklerle, böyle ağların oluşumuyla gerçekleşebileceğine inandığını anlattı, T-istasyonu da bu bağlamda özellikle eğitime bakış açısında bir zihniyette dönüşümün uygulama hali idi.

Ben de bunun için 29. Ekimde, cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yılında, Gerald Hüther ve Andre Stern’e sorularımızı yönelttiğimiz sahnedeki sohbette kurumlardan fazla birşey beklenmemesi gerektiğini, bağımsız, özgür, manipüle edilmeden hareket edebilmek için bireylerin BİRLİKTE hareket etmesinin önemini, hem Gerald’ın hem Andre Stern ve Arno Stern ‘in önemsediği duruşu, zihniyeti daha geniş kitlelere yayabilmek için Türkçe konuşan kesimin de onların yaptıklarına, anlattıklarına ulaşması için çaba sarf edeceğimi söyledim.
Foto: Düzenli grup çalışmalarından tanıdığım anaokulu öğretmeni arkadaşım Karin'in çektiği fotoğraf. 5 er kişi Gerald Hüther ve Andre Stern'e sorularımızı, yorumlarımızı ilettik. Yanımda oturan kişi 82 yaşındaydı. O da benim gibi eğitim alanlardandı.
Basel’daki büyük buluşmaya sürpriz olarak Andre Stern de katılmıştı.
Andre’yi yazılarımda çok defa dile getirmiştim, babası resim yeri (Malort) un kurucusu Arno Stern’i de. Onlardan da eğitim almıştım. Türkiye'de Malort açma yetkisi olan tek kişiydim. 99 yaşındaki Arno Stern 70 yıldan fazla bir süredir kurmuş olduğu Malort'da resim oyununun gerçekleşmesini sağlıyordu Malort’da. 0ndan eğitim alan kişiler ise farklı yerlerde resim yeri kuruyorlardı. Andre ise hiç okula gitmemişti. Ve öyle sahiciydi ki.. çok lisan bilmesi, çok iyi bir enstrüman yapımcısı, müzisyen,oyuncu, gazeteci, yazar ve "Ökologie der Kindheit = çocukluğun ekolojisi" ile tutkulu bir gerçek çocukluk ve sahicililik savunucusu olarak özellikleri olması dışında kendini “homo ludens-oynayan insan” olarak tanıtıyordu kendini “ich ist viel” diye bir sözü var Andre’nin, " I is much" yani "ben herşeyimi birçok şeyden besleniyorum, birçok farklı özelliğim var, niye benim bütünüme bakmıyorsun, beni bir, iki rolümle görüyorsun diyor. ve bunun sadece kendisi için değil herkes için geçerli olduğunu söylüyor Andre. Ve “başarı heyecanın yan etkisidir” der Andre, yani dış kaynaklı ölçme değerlendirmelere, kıyaslamalara, yarıştırmalara karşı, kendi öğrenme sevincinle öğrendiğin, tecrübe ettiğin oyundaki gibi kendiliğindenlikle, çoğu zaman spontanelikle ve oyuncul hafiflikle keşfettiğinde bu başarıdır.
“Başarı gerçekten dışarıdan ne kadar ölçülebilir?” Nedir kişi için, toplum için, insanlık için, bunları tüm eğitimlerde, grup çalışmalarında o kadar çok konuştuk ki. Andre Stern, Gerald Hüther ve Arno Stern yazdıklarından, paylaştıklarından ve duruşlarından etkilendiğim insanlar.
Arno Stern, Gerald Hüther ve Andre Stern kitaplarından bazıları. Birçoğunu ise e-book olarak veya sesli kitap olarak indirdim, dinledim, okudum.
Başarısızlık da mı bir başarı acaba?
Bana gelince…Benimki bir anlamda bir başarısızlık hikayesi…Başarısızlık diyorum..çünkü ne yaptığımı, ne yapmak istediğimi, benim araştırdıklarımdan, öğrendiklerimden, tecrübelerimden, ürettiğim, türettiğim oyunlardan, oyuncaklardan maalesef çok az kişinin faydalanmış olması başarısızlığım , bu yolda çok kişiye alan açmayı istesem de bunu becerememiş olmam da öyle.
Birçok “ilk” e imza attım. “ilk” ve hatta tek, ya da çok az kişiden biri oldum. "ilk ve tek olmak"ve düzenin karşısında durmak maalesef çok zordur bu rekabet dünyasında
Yarıştırılan, kıyaslanan rekabet dünyasına girmeye zorlanıyor küçük yaşlardan itibaren insanlar.
Ve bu rekabet dünyasında tanınır, bilinir olmak, maalesef sosyal medya, medyada görülmeyle mümkün olabiliyor. Söylediklerinizin, yaptıklarınızın görülmesi, duyulması için de bu rekabet dünyasına girmeniz gerekiyor. Ben bunu istemeyenler ve yapmayanlardanım.
Benim için gerçeklerin, ihtiyaçların görünür olması idi önemli olan. Hap gibi bilgilerin, kopyala-yapıştır yazıların, resimlerin, videoların yaygın olduğu bir dönemde “içerik” bir kenara atıldı, dar gündeme sıkıştırıldık. Hedef olarak çocuklardan başlayarak hep bir yüksek puan isteyen okullara gitmek, kariyer yapmak, çok para kazanmak ve meşhur olmak gösterildi. Standartların, normların dışında olmaya cesaret etmek, sistemi eleştirmek pek de kolay değil, değişim-dönüşüm için çaba sarf etmedikçe, çözüm önerileri getirmedikçe eleştirmenin de pek bir faydası yok.
Benim başlangıcım:
İnsan önce kendi ve yakın çevresindeki insanların ihtiyaçlarından yola çıkarak hareket etmeli. Benim başlangıcım ilk ekoloji fuarı ile oldu. Sevgili komşum (birkaç gün önce maalesef kaybettik) Tufan Atalayman 2002 de ekoloji fuarı düzenliyordu. Biz de İzmir’li bir üreticinin tahta oyuncakları ile katıldık ilk ekoloji fuarına komşu arkadaşlarımla. Daha sonra oyun, oyuncaklar, eğitim araçlarının izini sürdüm. Zaten bugün bir yetişkin ve anne olan büyük kızım Günsel’in önce Viyana'da anaokullarına gitmesi, daha sonra eski Doğu Almanya şehri Halle'ye taşındığımızda orada Montessori ilkokuluna gitmiş olmasından dolayı da oyun, eğitim araçları ve metodları ile tanışmıştım.
Nürnberg oyuncak fuarları, küçük kızım Selin’in kısa bir süreliğine Dortmund’da Waldorf yuvasına gitmesiyle de oyun ve pedagoji benim temel ilgi alanım oldu.
2000 yılında doğan kızım Selin anaokuluna gitmedi. Sitemizde bir oyun grubu kurduk. Sonra o oyun grubu mahallede kiraladığım dairede devam etti. Mahalleden birkaç çocuk da katıldı. Sanırım Türkiye’nin kar amaçlı olmayan, birkaç gün içinde kurulmuş, çeşitli ahşap oyun araçlarının olduğu ilk veli inisyatifi oyun eviydi. Bu oyun evi daha sonra oyun, sanat ve zanaatin birarada olduğu mekanların, toplulukların oluşmasını hedefleyen derneğe dönüştü. Tahtadan oyuncaklar, doğal malzemeden eğitim ve oyun araçlarını üretmeyi, türetmeyi, bu alanda çalışanları destekleyen, mahallelerde çocukların, büyüklerin geleceği, kendini yaparak, üreterek, oynayarak, etkileşimli öğrenmenin gerçekleştireceği, ortak alanlar oluşturmayı istiyorduk, çocukların, gençlerin kendilerini gerçekleştirmesi için alan açmak, yaşlıların daha aktif katılmasını istiyor, çeşitli ahşap oyuncak üreticilerini de güçlendirmek istiyorduk.
Bu amaçlarla 2005 yılında Oyun, sanat ve zanaat derneği kuruldu. Aynı yıl Boğaziçi üniversitesinde ahşap oyuncak, tasarım, çeşitliliği ve yapımı ile ilgili AB destekli bir girişimcilik eğitiminde koordinatörlük yaptım, eğitim veren ekibi oluşturdum, kendim iki farklı eğitim kitabı hazırladım ve eğitim verdim. Bu da bir ilk ve tekti.
2006 yılında ise Alternatif eğitim girişimiyle başlayan Alternatif eğitim derneğinin kurucuları içinde yer aldım. İlk olduk, tek olduk. (Alternatif eğitim derneği hala kağıt üzerinde var, ama çok uzun süredir aktif değil)
2006 dan Buğday Ekolojik yaşamı destekleme derneğinin öncülüğüyle Türkiye’nin ilk ekolojik pazarı kuruldu, ben de oyuncak ve aktivite tezgahımla orada yer aldım. (Buğday derneğinin kurucusu ve başkanı rahmetli Victor Ananias aynı zamanda Oyun, sanat ve zanaat derneğinin kurucusu idi)
2008 de Meydan AVM /İstanbul’un bana ücretsiz bir dükkan sunması üzerine (çünkü 1-19 mayıs 2008 deki oradaki ekolojik pazardaki tezgahım, ve oynanan oyunlar çekim alanı olmuştu) ben de bir işyeri kurdum. Ve adını Gel oyna koyarak, çocuk ve yetişkin herkesi oyuna davet etmeye başladım. İstanbul’un ilk ahşap oyuncak dükkanı ve oyun alanı kurulmuştu.
2013 de AVM den ayrılsam da, orada ve City’s Nişantaşı’nda hafta sonları etkinlikleri devam etti. Mini T-istasyonları oluştu.. 2013 den beri de Bostancı’daydım Gel Oyna ile. Son yıllarda mekanı daha çok üretim atölyesi, buluşma yeri olarak kullandık.
2022 de ise Yeni İnsan yayınevi tarafından "T-istasyonu " kitabım yayınlandı. Kitabın büyük bir bölümü oyun, oyuncağa, tasarımına, çeşitliliğine hatta tarihçesine ayrılmış durumda. Reform pedagojisi diye de adlandıracabileceğimiz alternatif eğitim yaklaşımlarına yer verildi Fröbel, Montessori, Waldorf, C. Freinet, Reggio Emilia, doğada eğitim- orman pedagojisi. Diğer bölümlerinde ise dinlenen ve daha sonra oynanan, izlenen, uygulanan birer sesli kitap örneği 1. Topaç Topi'nin Turu, 2. Tarife Teyze 3. T-li eğitim
Daha önce de Alternatif Eğitim dergi/kitaplarında yazdım. Kış 2017 de yayınlanan Oyun/oyuncak sayısının dosya editörlüğünü yaptım.
Yine bir kolektif çalışma başlattık; davet eden, esinlendiren, cesaret veren, harekete geçilmesini, topluluk bireylerinin hem kendileri hem de toplum yararına kendini gerçekleştiren co-creatif topluluklar oluşturmasını da hedefleyen bir yapı içindeyiz.
Kişilerin potansiyelinin gelişmesi, güçlendirilmesi için birlikte, herkesin farklı şekilde işin ucundan tutması gerektiğine inanıyorum, ve bunun yolunun açılması için elimden geleni yapıyorum.
Umutluyum, heyecanlıyım.
Toyuncakçı, artık Torunu da olan Tecrübeli ve Tutkulu Tarife Teyze Şule 27.12.2023
Not:” İlk”lerden ve az “ lardan olma durumum, pandemi ile ilgili eleştirel duruşum, araştırdıklarım, paylaştıklarımda da var. Ayrıca 4 yılı aşkın süredir Adaların atları hatta faytonlarınla ilgili meseleyi dert eden arkadaşlarımla da çözüm önerileri getirirken, atların yaşamı ve Adaların canlılığını koruması için uğraş verirken de çok az kişiydik. Bu yazıda onlara yer vermedim, ama bloğumda bu konularda epeyce yazı, ve youtube kanalımda videolar bulabilirsiniz. Instagram üzerinden ise çok az paylaşım yapmaktayım.
Ek not: Yazımda bazen ünvanını söylemeden ya da soyadını söylemeden Gerald, Andre demekle yetindim. Tüm eğitimlerde bizden istenen senli benli olmamız idi, hiyerarşik bir ilişki istemedikleri için.
Ek not Kasım 2025: Gelişim Oyna ve T- istasyonunu Kavacık'a evime çok yakın bir yere taşıdım, mahalleye geri dönüş, çok daha fazla birikim ve tecrübeyle, hem de oyunevi ve ardından Oyun, sanat ve zanaat derneğinin kurduğumuz sokağa döndüm, Taman sokakta tamamlanıyoruz.
Hedefim davet eden, esinlendiren, cesaret veren, topluluk bireylerinin potansiyelini gerçekleştirmesine alan açmak, çocuklara, yaşlılara, hayatta anlamlı işler yapmaya çalışanlara alan açmak. BİRLİKTE tabii, gönül ister ki , mahallelilerle, ama aynı zamanda eski düşünce kalıplarından sıyrılmaya cesaret edenlerle.
Esinlenecek, yapacak çok şey var, Taman sokaktan başlayarak, birçok yerde yaşama taşıyarak. T-istasyonuna, tek başına, topluca, takıl..
Alternatif eğitim derneği de, Oyun sanat ve zanaat derneği de artık yok, ama amaçlarını benimseyen bir yapı olanT-istasyonu Andre Stern'in tanımındaki gibi başarı, başarımız için sanırım çok gerekli. Ve bu yüzden sizleri T-istasyonunu tanımaya davet ediyorum, esinleneceğiniz, yaşama taşıyacağınız çok güzel şeyler olacak, eminim.
Ben ise Tarife Teyze'nin oyunlarını kitaplaştırma girişimindeyim. Bir de amacım T-istasyonu gibi karşılaşma alanlarının mahallelerde yaygınlaşması, ve tabii T-istasyonunu yanında yaşama taşıyacakların çoğalması.
T-istasyonunda, T-istasyonuyla Tek başına, Topluca (together), Takılarak Tanı, Tanış, Yaşama Taşı
Bu konularla ilgili "cesaretle yaşam" ekibinden İrem Soylu Bray ile söyleşimiz: https://www.youtube.com/watch?v=4Nln6AGp0ok&t=682s
İlgili yazılar: https://www.sulesenol.com/post/hikayesi-giri%C5%9Fim







Çocukların ve dünyanın güzel bir geleceğe kavuşması için çok önemli adımlar. Tebrikler.